BEYŞEHİR VE ÇEVRESİ

BEYŞEHİR VE ÇEVRESİ

Ağustos, 2008 için Arşiv

RAMAZA-I ŞERiF

Yazan: beysehirliyiz Ağustos 31, 2008

www.yukarikayalar.wordpress.com

www.yukarikayalar.wordpress.com

RAMAZA-I   ŞERiF

1 Eylul Pazartesi ( 01.09.2008 ) gunu idrak edecegimiz mubarek ” Ramazan-i serif ” ayi, 11 ayin sultanidir. Ummet-i Muhammed`in ayidir. Gunduzleri orucla, geceleri teravih namazlariyla ihya edilir. ” Ramazan-i serif Kur`an ayidir. Bu itibarla, Kur`an okumasini bilen herkes, bu ayda hatim yapmalidir.”

Ramazan ayinin evveli rahmet, ortasi magfiret, sonu da cehennemden azaddir.

- Ramazan-i serifte yapilmasi tavsiye edilen ibadetler :

*Birinci on gun icinde, mumkunse, ” tesbih namazi ” kilinir ve ” Hatm-i enbiya ” yapilir.

* ikinci on gun icinde, mumkunse, yine ” tesbih namazi ” kilinir ve  hatm-i enbiya ” yapilir.

* Ucuncu on gun icinde ise ” tevbe-istigfar, hatm-i enbiya ve 7 salat-u selamdan ” sonra mumkunse ” hatm-i  istigfar ” yapilip, ( yani 1001 defa, ” Estagfirullahe`l-azim ve etubu ileyk ) denilip, bittikten sonra da ” 7 ila 70 salatu selam okunur ve dua edilir.”

* iftara yakin : ” Allahumme ya vasia`l-magfiratigfirli ”,

* iftarda da, ” Allahumme leke sumtu ve bike amentu ve aleyke tevekkeltu ve ala rizkike eftartu ve savme gadin neveytu  veya ” Zehebez zameu vebtelletil uruku ve sebetel ecru insaallah ” dualari okunur.

 

Dua ve ibadetler, Fazilet Nesriyat

Yazı kategorisi: DiGER KONULAR, DiNi KONULAR, GENEL, GÜNCEL, GÜNDEM, RAMAZAN-I ŞERİF, TÜRKİYE, YORUMLAR, YORUMSUZ | » yorum bırak;

Türbanlı cüzzamlı mıdır?

Yazan: beysehirliyiz Ağustos 30, 2008

www.yukarikayalar.wordpress.com

www.yukarikayalar.wordpress.com

Türbanlı cüzzamlı mıdır?

Bodrum’da bir sahil. İki haşemalı genç kız denize doğru yürüyor. Ne yalan söyleyeyim ben de uzun uzun baktım. 

Alışık olduğum bir görüntü değil. Bir tanesi yeşil bir tanesi mor üstelik. O sıcakta terlemezler mi diye düşündüm. Bir tanesi yanıma yaklaştı. “Biz” dedi. “Bursa’dan geliyoruz, ilk defa buraya geldik. Sizin de ikizlerinizi görünce benim de 1,5 yaşında oğlum var acaba ne önerirsiniz? Ne yapsak, otelden memnun değiliz nerede kalsak?
Bir süre sohbet ettik. Sonra ben ikizleri simitlerine oturtup denize girdim.
Sohbet ettiğim genç kadın da kız kardeşi olduğunu sonradan öğrendiğim genç bir kızla denize girdi. O sırada diğer kadınlardan taciz başladı.
Hem de yüksek sesle.
-Şunlara bak, ne biçim kıyafet… Üstelik rüküş.
-Buralara kadar geldiler. Bodrum’un da tadı kaçtı.
-Maşallah hiçbir şeyden de geri durmuyorlar.
Utandım. Öylesine utandım ki sormayın. Biz ne zaman böylesine sert, vicdansız acımasız ve tacizkar olduk? Biz ne zamandan beri insanları kıyafetlerine ve dış görünüşlerine göre yargılar ve idam eder olduk? Hep “
Sorun bizi yönetenlerde, aşağıda bir problem yok” demiyor muyduk?
Haşemalı kızlardan biri dayanamadı.
Niye bize laf atıyorsunuz, ben de sizin gibi tatile geldim. Üstelik ben sizi rahatsız etmiyorum
Karşıdan cevap gecikmedi.
Görüntün beni rahatsız ediyor
Nasıl yani?

Sahne 2

İstanbul Kemerburgaz’da bir site. Sitenin sakinlerini bir telaş almış ki sormayın. Elimde bir mail var. Site sakinleri sitelerine yeni taşınan aileden son derece rahatsız olmuşlar. Neden? Çünkü ailenin “anne”si türbanlı. Diğer site sakinlerine gönderilen mailde “Hemen bir çözüm bulmalıyız deniliyor. Artık buralara kadar geldiler. Nasıl olur da böyle bir aileye ev kiralarlar anlamıyoruz. Acilen bir toplantı düzenleyip “Kimlere ev kiralanabilir” maddesinin üzerinde detaylıca konuşmalıyız.”
Kendini bilmez bir site sakini böyle bir mail atmış ne olacak ki…
Diyebilirsiniz.
Ben de öyle dedim. Bu mail bana geleli 2 ay olmuştu.
Taa ki diğer site sakinlerini cevaplarını ve konuyla ilgili önerilen çözümleri okuyuncaya kadar… İnanın öyle öneriler var ki yazmaya elim gitmiyor.
Yine utandım. Hayatımda ilk defa bu kadar net bir şekilde, ait olduğumu hissettiğim topluluktan ne kadar uzaklaştığım fark ettim birdenbire.

Sahne 3

İstanbul Levent’te bir İtalyan restoran.
Dört gün önce…
Saat 21.30’da.
Elele bir çift geldi mekana.
Kadının başı kapalı.
Kenarda bir masayı tercih ettiler.
Bir süre sonra yine taciz başladı.
Bakışlar, yüksek sesle söylenmeler, gereksiz gürültüler.
Bir süre sonra “Bir daha burayı adım atmam” diye mekanı terk edenler bile oldu.
Elimde içki kadehim ağzım açık kaldı.
O çift herkesin elinde içki kadehinden, şortlarımızdan, mini eteklerimizden rahatsız olmadan baş başa bir gece geçirmek için kalkıp restorana geliyor ve biz ne yapıyoruz? Ne yapsın adam hayatını Fatih ve çevresinde mi geçirsin?
Üstelik ortada insan haklarına aykırı bir durum yok mu?
Tekrar soruyorum biz ne zaman bu hale geldik?
Şimdi beni topa tutacak kendi deyimleriyle türban konusunda taraf olan okuyucularıma sesleniyorum. “Elinizi vicdanınıza koyun. Bu yapılanlar ayıp değil mi? Günün birinde türbanlı biri sizden bir yardım isterse el uzatmayacak mısınız? Biz böylesine insanlıktan çıktık mı?
Zaten birilerinin amacı toplumu bölmek, biz böylesine garip insanlar haline getirmek değil miydi? Peki biz niye alet oluyoruz?

Balçiçek Palmir

Habertürk

Yazı kategorisi: DiGER KONULAR, DiNi KONULAR, GENEL, GÜNCEL, GÜNDEM, TÜRKİYE, YORUMLAR, YORUMSUZ | » yorum bırak;

PEYGAMBER EFENDiMiZ`iN (S.A.V.) TAiF`E GiDiSi

Yazan: beysehirliyiz Ağustos 29, 2008

www.yukarikayalar.wordpress.com

www.yukarikayalar.wordpress.com

PEYGAMBER  EFENDiMiZ`iN (S.A.V.) TAiF`E  GiDiSi

 

Peygamber Efendimizi himaye eden amcasi Ebu Talib`de vefaat edince Kureys musrikleri iyice azitmislardi.

Bunun uzerine Resulullah (s.a.v.),nubuvvetin onuncu yilinda, Saban ayinin bitmesine uc gece kala, Zeyd bin Harise`yi (r.a.) alip, Mekke`ye yaya yuruyusuyle bir gunluk mesafedeki  Taif`e gitti. Orada bir ay kadar Sakifilileri islam`a ve iman`a davet etti. Sakif kabilesi esrafindan, yanina varip konusmadigi  bir kimse birakmadi. Yanlarinda bulunan, Kureys`den bir adam : ” Biz, onu daha iyi biliriz. Onun dedikleri seyin hak ve gercek oldugunu bilseydik, kendisine tabi  olurduk.” dedi. Taifliler : ” Yurdunun halki, kavmin seni istememis, kabul etmemisler, sen de kalkmis, bize gelmissin ! Vallahi biz, senin gelisine razi degiliz.Senden urkuyor, seni reddediyoruz ! ”. Dediler.

Taiflilerden hicbiri iman etmedi.Genclerinin Musluman olmalarindan da korkarak Peygamberimiz`e (s.a.v.) : ” Hemen yurdumuzdan cik, git!” dediler. Aralarindan birtakim akilsiz ,beyinsiz ve køleleri kiskirtarak turlu hakaret ettiler. Bir takiminida Peygamberimizin  gidecegi  yolun iki tarafina oturttular. Peygamberimiz (s.a.v.) onlarin aralarindan gecerken, attiklari taslarla yaraladilar, Peygamber Efendimiz dayanamayarak yere oturdukca, zorla  ayaga kaldirip yarali ayaklarina yeniden tas atarlar ve yurekler dayanmayan bu hale gulup eglenirlerdi. Bu esnada yarali basindan devamli kanlar akan Zeyd bin Harise (r.a.), Peygamberimize kendi vucudunu siper ederdi. Taifliler, Peygamber Efendimizi (s.a.v.), akrabalarindan Utbe ve Seybe bin Rabia`nin bostanina kadar taslayarak takip ettiler.

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bunca cefa ve køtuluklerden sonra yine ummetine karsi sefkati elden birakmadilar. Yaralardan cok muzdarip bir halde iken daglara me`mur olan melek; ” istersen Mekke ve Taif sehirlerinin her iki taraflarindaki daglari birbirine kavusturup onlari helak edeyim,” dedi. Resulullah (s.a.v.); ” Hayir, onlarin bøyle helak olmalarini istemem. Belki onlarin neslinden Allahu Teala`ya iman eden bir kavim cikar,” buyurmuslardir.

Fazilet takvimi : 28.08.2008

HADIS – i SERiFLER

1-  Her yedi gunde bir gusletmesi ve o gun basini ve ( butun vucudunu ) yikamasi, her Musluman uzerinde Allahu Teala`nin bir hakkidir,”  (Hadis-i serif, Sahih-i  Muslim )

 

2-  ” Kim kabristana ugrar ve orada on bir ihlas-i serif okuyup sevabini ølulere hediye ederse kendisine øluler adedince sevap verilir.” ( Hadis-i Serif, Kenzu`l-Ummal )

Yazı kategorisi: BUNLARI BiLiYORMUYDUNUZ, DiGER KONULAR, DiNi KONULAR, GENEL, GÜNCEL, GÜNDEM, MUHAMMED, TÜRKİYE, YORUMLAR, YORUMSUZ | » yorum bırak;

Bütün varlıkları Allah yarattı, öyleyse Allah’ı kim yarattı?

Yazan: beysehirliyiz Ağustos 28, 2008

www.yukarikayalar.wordpress.com

www.yukarikayalar.wordpress.com

Bütün varlıkları Allah yarattı, öyleyse Allah’ı kim yarattı?

Zamanımızda saf zihinleri bulandırmak, körpe dimağları ifsat etmek için ortaya atılan sorulardan biri deBu mahlûkatı Allah yarattı, peki ya Allah’ı -hâşâ- kim yarattı?sorusudur.

Aynı soru müşrikler tarafından bizzat Peygamber Efendimize (s.a.v.) sorulmuş ve bu soru üzerine Cebrail (a.s.), Allahü Azîmüşşân’dan İhlâs Sûresini cevap olarak getirmiştir. Bu sûre ile şirkin bütün nevileri kökünden kesip atılıyor, tevhidin bütün mertebeleri en güzel bir şekilde izah ve ispat ediliyordu. Resûl-i Ekrem Efendimiz (s.a.v.) de bu soruyu soran kimselere yine İhlâs Sûresi ile cevap verilmesini beyan buyurmuşlardır.(1)

Biz de Resûlulluh’a (s.a.v.) ittiba ederek bu soruya İhlâs Sûresi ile cevap vereceğiz. Cenâb-ı Hak İhlâs suresinde kendisini kullarına şöylece bildirmektedir:

De ‘ki O Allah’dır, bir tektir. (O) Allah’tır, Samed’dir. Tevlid etmediği gibi, tevellüd de etmemiştir. Hiçbir şey O’nun dengi (ve benzeri) değildir.”

Bu sûre Allah’ın varlığının, birliğinin, eşi ve dengi olmadığının en güzel, en câmi’, en güzel bir ifadesidir ve Kur’ân-ı Kerîm’in tevhid noktasında bir özeti gibidir. Bu konudaki diğer âyet-i kerîmeler, bir bakıma bu sûrenin tefsiri hükmündedirler.

“De ki: O Allah’tır, Ehad’dir.”

Âyet-i kerîmedeki Allah lâfzı Cenâb-ı Hakk’ın zâtına işaret etmekte, Ehad ise, O’nun birliğini ifade etmektedir. Burada şunu belirtmek gerekir ki, Ehad ism-i şerifi
adet olarakbir demek olmayıp, “yegâne birdir“, “tek birdir“, “şeriksiz birdir“, “kendinden başkası hep mahlûk olan bir” manasına gelir. Yâni O’ndan başka bütün birler adet olarak birdirler, mahlûkturlar, mümkindirler.
Cenâb-ı Hakk’ın zâtının bir olduğunu, kudsî mahiyetinin hiçbir mahiyete benzemediğini, mekândan ve zamandan, cisimden ve cisme ait bütün özelliklerden münezzeh olduğunu ifade eder.

Cenâb-ı Hakk’ı
Ehadolarak bilen bir insan O’nu kimin yarattığı gibi bir sorunun ne kadar saçma olduğunu hemen anlar. Böyle bir mü’mini hiçbir vehim ve vesvese şüpheye ve tereddüde düşüremez.

“Allah Samed’dir.”

Yâni, O hiçbir şeye muhtaç değildir, herşey O’na muhtaçtır. Bütün istek ve arzulara cevap veren, bütün ihtiyaçları gideren yegâne merci O’dur.

“Lem yelid”

Yani, Ehad ve Samed olan Allahü Teâlâ, evlâd sahibi olmaktan, doğurmaktan ve bölünüp – parçalanmaktan münezzehtir.

“Allahü Teâlâ, Ehad, Samed olduğu için tecezzi etmez, O’ndan ne bir cüz, ne bir cevher, ne bir madde kopup ayrılmaz, çıkmaz ve O’nun cinsi, nev’i, benzeri olmaz, hiçbir ihtiyacı eksiği, gediği bulunmaz. Ancak O’nun ilminde bulunan mümkinattan dilediği O’nun yaratmasıyla husule gelir. ‘Ol’ demesiyle olur.”(2)

O Vahid-i Ehad bölünme ve parçalanmadan münezzeh olduğu için, kendi zâtından bir ilâh sudur etmesi muhaldir. Mahlûkatını ilmi, iradesi, kudreti ile yaratır. Yarattığı mahlûkatın O’na denk yahut O’ndan güçlü olması muhaldir.

“Ve lemyuled”

Yâni, bir başkasından doğmamıştır, sonradan olmamıştır; evveli yoktur, ezelîdir. O’nun olmadığı bir zaman tasavvur edilemez.

Bu ayet, Allahü Teâlâ hakkında babalığı, analığı, başkasından doğmuş olmayı reddetmekle, başta Hıristiyanların “teslis” akidesi olmak üzere her türlü velediyet fikrini reddeder.

“Ve lemyekün lehu küfüven ehad.”

Yâni, hiçbir şey O’nun dengi (ve benzeri) değildir. Merhum Elmalılı Hamdi Efendi, bu âyetin tefsirinde şöyle buyurur:

“Ne evvelinde doğuran bir sabıkı, mafevki, ne de âhirinde doğmuş, doğacak bir lâhiki, matahtı olmadığı gibi, O’na kadr ü şânında beraber olacak hiçbir vech ile hiçbir denk, ne zâtta, ne sıfatta hiçbir müsavi, hiçbir mümasil; ne zıtlaşacak, ne birleşecek hiçbir eş, ne arkadaş, ne rakip hiçbir şerik ü nazır olmamıştır ve olamaz. Yâni, ezelde olmamıştır. Ondan başka bir Vâcib-ül Vücûd daha yoktur, ezelde olmayınca sonradan lâyezelde olması muhal bulunduğunu da ihtara hacet yoktur. Çünkü sonradan olanda ne kadar kemâl farzedilse mümkün, hadis, mahlûk olacağı için O’na müsavi, O’na beraber olamaz.” (3)

Sûrenin önceki âyetleri tevhidin bütün mertebelerini özet olarak ifade ettiği gibi, bu âyet-i kerîme de Cenâb-ı Hakk’ın Zâtında benzeri, fiillerinde ortağı ve sıfatında benzeri bulunmadığını beyan ile şirkin akla gelebilecek bütün türlerini reddetmektedir.

İhlas suresinin kısa bir açıklamasını verdirten sonra söz konusu soru hakında şunları da ifade etmekte fayda görüyoruz:

Şu varlık âleminin yaratıcısı ancak ve ancak vücudu vâcib, ezelî ve ebedî, zâtında ve sıfatlarında benzeri bulunmayan Allah’dır. Elbette, O Zât-ı Akdes hakkında böyle bir soru sorulamaz. Çünkü kim yarattı sorusu ancak mahlûkat için sorulabilir.

Allahü Teâlâ Ehad’dir; birdir, zatında şeriki yoktur.
Allahü Teâlâ Samed’dir. Bütün mahlûkat yaratılmalarında, devam ve bekalarında, idare ve tedbirlerinde her an O’na muhtaçtır. Hiçbir şeye muhtaç olmayan O Ehad ve Samed hakkında böyle bir soru sormak O’nu tanımamanın, bilmemenin bir ifadesidir.

Allahü Azîmüşşân doğmadan ve doğurulmadan münezzehtir. Ezelî ve ebedî olan ve kendisinden üstün bir varlık tasavvur edilmeyen O Zât-ı Zülcelâl’in, bir başkasının tesiri ile, vücuda gelmesi nasıl tevehhüm edilebilir?

Allahü Teâlâ’nın eşi, benzeri, dengi ve küfüvvü yoktur. Ne ulûhiyyetinde, ne rubûbiyetinde, ne mabudiyetinde, ne hallâkiyetinde ve ne de hâkimiyetinde O’na denk ve misil olacak hiçbir varlık düşünülemez. Zerre kadar aklı olan bir insan böyle bir Zât hakkında bu çelişkili sorunun sorulamayacağını bilir.
Evet,
Cenâb-ı Hakk’ı -hâşâ- kim yarattı?” sorusunda açık bir çelişki vardır. Şöyle ki: Allahü Teâlâ Hazretleri’nin vücudu zâtidir. Ezelî ve ebedîdir. Eşi ve benzeri yoktur. Herşeyi yaratan ve herşeyin kendisine muhtaç olduğu bir Zata yaratılma izafe edilirse çelişki ortaya çıkar. Hakikatlerin zıddına dönüşmesi gerekir.

Soru bu hakikatin ışığında incelendiğinde şu tezatlar ortaya çıkar:
Allahü Teâlâ’nın -hâşâ- yaratıldığı vehmedilirse o halde, O Zât-ı Mukaddes’in hem ezelî, hem hadis (sonradan yaratılmış), hem Hâlık, hem mahlûk, hem sonsuz kadir, hem sonsuz âciz, kısacası, hem ulûhiyetin sonsuz kemâl sıfatlarına, hem de mahlûkiyetin sonsuz eksik sıfatlarına sahip olması lâzım gelir.

Soru böyle sonsuz çelişki ve zıtlıklar taşıdığı gibi, birçok imkansızlıkları da içine almaktadır. Bunlardan sadece birisi olanTeselsülün muhaliyetini nazara vermekle yetineceğiz.

Bir an için O Vâcibü’l-Vücud hakkında böyle bir soru sorulduğu farzedilse, o zaman bu soru o noktada kalmaz. Yâni Cenâb-ı Hakk’ı yarattığı vehmedilen o halikın da bir halikı, onun da halikı… sorulur. Böylece soru silsile haline sonsuza kadar gider. O hâlde bu sorunun mahiyeti muhale, imkânsızlığa dayanır ve böyle bir soru sorulamaz.

Teselsülün muhal olduğuna dair bazı misaller takdim edelim:

On-onbeş vagonlu bir tren düşününüz. Bu vagonlardan herbirisini bir önceki vagon çeker. Ve nihayet iş lokomotife dayandığında artıklokomotifi kim çekiyor?diye bir soru sorulamaz. Zira, çekip fakat çekilmeyen bir lokomotif olmazsa bu nizam bozulur ve hareket meydana gelmez.

Aynı şekilde, bir şekerin nasıl yapıldığını sorsak, bize cevaben, şeker fabrikasında yapıldığı söylenecektir. Şeker fabrikasmdaki âletlerin nerede yapıldığını sorduğumuzda onların da tezgâhları gösterilecektir. Sonunda mes’ele bir zatın ilmine, iradesine ve kudretine dayanmazsa, tezgâhın da tezgâhı sorulacak ve teselsüle gidilecektir.

Diğer taraftan bir elma, tabiri caiz ise, elma fabrikası olan ağacında yapılmaktadır. Bu ağaç ise kâinat fabrikasında inşa edilmiştir. Eğer elma ağacının da, kâinatın da yapılması sonsuz bir ilim ve kudret sahibine verilmezse, kâinat fabrikasına da bir fabrika, o fabrikaya da bir fabrika gerekecek ve çıkmaza girilecektir.

Bir nefer emri onbaşıdan, o da yüzbaşıdan ve başkumandan da padişahtan alır. “Ya padişah kimden emir alıyor?şeklinde bir soru sorulamaz. Zira padişah da birinden emir alsa, o da raiyyet derecesine iner ve emir aldığı zât padişah olur. Bu durumda birinci şahıs padişah değildir ki: “Padişah kimden emir alıyor?” diye bir soru sorulabilsin. Padişah denilince, emir veren, fakat emir almayan bir hükümdar akla gelir.

Bu misâllerden anlaşıldığı gibi, bu kâinatın yaratılışının; zâtı, esması ve sıfatlarıyla ezelî ve ebedî olan Allah’ın ilim, irade ve kudretine dayanması zaruridir.

“Cenâb-ı Hakk’ı -hâşâ- kim yarattı?” diye firavunâne soru soranlar,teselsülün muhal oduğunubilmediklerini ve nefisleriyle bir demogoji yaptıklarını açığa vurmuş olurlar. (4)

DİPNOTLAR
(1) Hak Dini Kuran Dili, 9/6272; Fahruddin Er-Râzi, Tefsir-i Kebir/Mefâtihu’l-Gayb, Akçağ Yayınları, 23/554-555; Suyûtî, Lübâbu’n-Nukûl, 11,199-211; âlÛsi, XXX, 27O-27I.
(2) Elmalılı Hamdi Yazır H.D.K.D., Cilt 9, s. 6321.
(3) Elmalılı Hamdi Yazır a.g.e., s. 6333.
(4) http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&aid=7

ALINTI : www.bilgicagi.net

Yazı kategorisi: DiGER KONULAR, DiNi KONULAR, GENEL, GÜNCEL, GÜNDEM, SORU ve CEVAPLAR, YORUMLAR, YORUMSUZ | » yorum bırak;

GÖYNEM`DEN RESİMLER – 2008

Yazan: beysehirliyiz Ağustos 25, 2008

Resimleri buyuk gørmek isterseniz uzerine tiklayin.

www.yukarikayalar.wordpress.com

www.yukarikayalar.wordpress.com

www.yukarikayalar.wordpress.com

www.yukarikayalar.wordpress.com

www.yukarikayalar.wordpress.com

www.yukarikayalar.wordpress.com

www.yukarikayalar.wordpress.com

www.yukarikayalar.wordpress.com

www.yukarikayalar.wordpress.com

www.yukarikayalar.wordpress.com

www.yukarikayalar.wordpress.com

www.yukarikayalar.wordpress.com

www.yukarikayalar.wordpress.com

www.yukarikayalar.wordpress.com

www.yukarikayalar.wordpress.com

www.yukarikayalar.wordpress.com

Yazı kategorisi: GÖYNEM`DEN RESİMLER, YUKARI KAYALAR KASABASINDAN RESiMLER | » yorum bırak;

İNGİLİZ GİZLİ BELGELERİNDEN KIBRIS

Yazan: beysehirliyiz Ağustos 25, 2008

İNGİLİZ  GİZLİ  BELGELERİNDEN  KIBRIS 


İngiliz Dışişleri Bakanlığı’na ait gizli belgelere göre, Kıbrıs’ın Yunanistan’a bağlanması planı olan “Enosis”i İngiltere’nin Ada’daki temsilcisinin düşünüp tavsiye ettiği ortaya çıktı.

Dönemin Lefkoşa Yüksek Komiseri Sir David Hunt, çalışmalarını tamamlayıp 17 Aralık 1966’da Londra’ya gönderdiği bir telgrafta, 

Buradaki bütün diplomatların, vazifelilerin ortak değerlendirmesi, çıkarlarımıza en iyi hizmet edecek hal yolunun Enosis olduğu istikâmetindedir” diyor. Hunt telgrafında ayrıca, Enosis’in Kıbrıs’ın SSCB’nin (dağılan Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birliği) nüfûzuna girmesine mâni olarak, kalıcı bir çözümü temin edebileceği“ni iddia ediyor.

Otuz yıl sonra ortaya çıkan belgelerde; İngiltere’nin, Enosis karşılığında Türkiye’ye, yüklü miktarda tazminat teklif ettiği ve fakat kabul edilmediği de yer alıyor. (Basın, Ocak’97)

20 Temmuz 1998 Fazilet takvimi, arka yazı

Yazı kategorisi: BUNLARI BiLiYORMUYDUNUZ, DiGER KONULAR, GENEL, GÜNCEL, GÜNDEM, TARİH, TÜRKİYE, YORUMLAR, YORUMSUZ | » yorum bırak;

Abdurrahman bin avf`in (r.a) cømerligi

Yazan: beysehirliyiz Ağustos 24, 2008

www.yukarikayalar.wordpress.com

www.yukarikayalar.wordpress.com

Abdurrahman bin avf`in (r.a) cømerligi

Ashab-i kiramdan Abdurrahman bin avf Hazretleri cok zengin idi. Vefaat ettigi zaman eslerine seksener bin dinar miras birakmisti.

Bir gun Hz Ømer`in  huzuruna gelerek ” Ey mu`minlerin emiri ! Sam`dan seksen develik  kervanim gelmektedir. Bir devenin yuku binlerce dinar tutarindadir. Hepsini Allah rizasi icin sadaka olarak veriyorum.” deyince Hz Ømer (r.a) sebebini sordu.

Abdurrahman bin avf Hazretleri ” Bu gece teheccud namazi kilarken hatirima kervan geldi. Teheccud namazinda kalbime vesvese veren bir malin mulkiyetimden cikarilmasi gerekir.” demistir.

Hadisler :

Yeryuzunde ilk bina edilen mescid, Mescid-i Haram, sonra da Mescid-i Aksa`dir.

(Hadis-i serif. Muttefekun aleyh )

Allahu Teala rusvet verene, alana ve aralarinda aracilik edene lanet etmistir.”

( Hadis-i serif, Musned-i Ahmed bin Hanbel )

Fazilet takvimi 23.08.2008

 

 

Yazı kategorisi: BUNLARI BiLiYORMUYDUNUZ, DiGER KONULAR, DiNi KONULAR, GENEL, GÜNCEL, GÜNDEM, TÜRKİYE, YORUMLAR, YORUMSUZ, İLGİNÇ | » yorum bırak;

MESCiD-i NEBEVi`DE NAMAZ

Yazan: beysehirliyiz Ağustos 23, 2008

MESCiD-i  NEBEVi`DE  NAMAZ

Peygamber Efendimiz (s.a.v ) buyurdular:  Medine Mescidi (Mescid-i Nebevi)n de bir namaz,(Digerlerinde) on bin namaza;

Mescid-i Aksa`da namaz, Bin namaza;

Mescid`i Haram`da (Kabe`de) bir namaz, yuz bin namaza muadildir.

Fazilet takvimi 19.08.2008

Yazı kategorisi: DiGER KONULAR, DiNi KONULAR, GENEL, GÜNCEL, GÜNDEM, HADIS-i SERIFLER, HADİS, NAMAZ, YORUMLAR, YORUMSUZ | » yorum bırak;

SEYTANIN EN TATLI 12 SÖZÜ

Yazan: beysehirliyiz Ağustos 22, 2008

Yuakridaki resim cok ilginc, ikiz kulelerden cikan duman`dan meydana gelen surat sekli sanki birilerini andiri gibi !

SEYTANIN EN TATLI 12 SÖZÜ

1-BIR DEFAYLA BIR SEY OLMAZ

2-DAHA GENCIZ.

3-ALLAH (C.C) KALP TEMIZLIGINE BAKAR.

4-ALLAH (C.C.) ILE KUL ARASINA GIRILMEZ.

5-EMEKLI OLDUKTAN SONRA HACCA VE NAMAZA BASLARIZ.

6-ZAMAN SIZE DEGIL SIZ ZAMANA UYUN.

7-BIR SEY OLMAZ Allah(C.C) AFFEDER.

8-BU KADAR GÜNAHTAN SONRA BIRAZ ZOR AFFEDILIRSIN.

9-FAZLA DÜSÜNME KAFAYI YERSIN.

10-CEHENDEMDE BIR SÜRE YANDIKTAN SONRA CENNNETE GIRMEYECEKMIYIZ. (Sanki kibrit çöpünün atesine dayana biliyormus gibi)

11-BIZ BÜYÜKLERIMIZDEN BÖYLE GÖRDÜK.

12-AMAN HA DIKKAT BEYNINIZI YIKAMASINLAR.

 

Alinti

Yazı kategorisi: BUNLARI BiLiYORMUYDUNUZ, DiGER KONULAR, DiNi KONULAR, GENEL, GÜNCEL, TAVSİYELER, TÜRKİYE, YORUMLAR, YORUMSUZ, İBRETLİK, İLGİNÇ, ŞEYTAN | » yorum bırak;

Arı sütünün inanılmaz faydaları

Yazan: beysehirliyiz Ağustos 21, 2008

Arı sütünün inanılmaz faydaları

 

Dünyaca ünlü Biolojist Dr.Bellevefer’in “La Gelee Royale” adlı yapıtında Arısütü’nün faydaları için şunları yazmıştır:

1-  İnsanın fiziksel ve ruhsal yapısına genel yapısına iyilik hissi verir

2-      Vücudun yorulmadan sürekli olarak çalışmasını sağlar

3-      Çocuklarda fiziksel gelişmeyi sağlar

4-      Kadınlarda regl hallerini düzeltir

5-      Menapoz ve Andrepoz dönemlerinde bünyeyi destekler

6-      Saçların dökülmesini önler

7-      Sürekli yorgunluk, bitkinlik hallerini düzeltir

8-      RNA ve DNA deposu olduğundan ömrü uzatır

9-      Yorgun ve bitap düşmüş vücut mekanizmasında iyi hücre faaliyetini canlandırıp arttırır, gençlik verir

10-  Arısütü antibiotik ve anti mikrobiktir. Özellikle verem mikrobu üzerinde büyük öldürücü özelliğe sahiptir

11-  ANGINE DE POITRINE, DAMAR SERTLİĞİ, ASTIM, ŞEKER, ÜLSER, HİPER VE HİPO TANSİYON VE FELÇLERDE çok olumlu etkileri görülmüştür

12-  Arısütü sağlıklı bir yaşantı için çok gerekli, değerli ve eşsiz bir doğal bileşimdir. Ve düzenli kürlerle kullanıldığı zaman vücudun tam sağlıklı, kuvvetli, dinamik ve ruhen güçlü tutar.

 

 

Alinti : gazeteoku.com

Yazı kategorisi: BUNLARI BiLiYORMUYDUNUZ, DiGER KONULAR, GENEL | » yorum bırak;