BEYŞEHİR VE ÇEVRESİ

BEYŞEHİR VE ÇEVRESİ

Emir Vermek

Yazan: beysehirliyiz Ocak 29, 2008

 

Emir Vermek

“Emir vermeye alışmayın. Ben vâlidenizden su dahi istemem. Emir vermekle sözün rûhu ölür. İhbar, emirden daha müessirdir. Misâl: “Benim oğlum sigara içmez değil mi?” gibi.”

S.Hilmi Tunahan (K.S.A) 

Yazı kategorisi: Kategorilenmemiş | Tagged: , , , , , , , , , , , , , , | Yorum Yok »

32 Farz Nedir?

Yazan: beysehirliyiz Ocak 29, 2008

32 Farz Nedir?

NAMAZIN FARZI 12’DİR

Dışındakiler:


1- Hadesten taharet: Abdesti olmayanın abdest alması, cünüp olanın da gusül abdesti almasıdır.
2- Necasetten taharet: Bedenin, elbisenin ve namaz kılınacak yerin temiz olmasıdır.
3- Setr-i avret: Avret yerlerini örtmek.
Erkeklerde: Göbeğin üstünden diz kapağının altına kadar.
Kadınlarda: Yüz, eller, ayaklar müstesna her yerinin örtülmesi lazımdır.

4- İstikbâli kıble: Namaza başlamadan önce kıbleye (Kâbe’ye) dönmektir.
5- Vakit: Namazın vaktinin girmesini beklemek.
6- Niyet: Kılacağı namaza niyet etmek.


İçindekiler:


1- İftitah tekbiri: Namaza haşlarken alınan ilk tekbir. (Allahü Ekber).
2- Kıyam: Namazda ayakta durmak.
3- Kıraat: Namazda Kur’an-ı Kerim okumak.
4- Rükû: Namazda rükûya varmak.
5- Sücud (Secde): Namazda secdeye varmak.
6- Teşehhüt miktarı oturmak: Son oturuşta Ettahiyyatü’yü okuyacak kadar oturmaktır.


İMANIN ŞARTI 6’DIR


1- Allah’ın birliğine inanmak.
2- Meleklere inanmak.
3- Kitaplara inanmak.
4- Peygamberlere inanmak.
5- Öldükten sonra dirilmeye (haşr) inanmak.
6- Hayır ve şerrin Allah’tan geldiğine inanmak.


İSLAMIN ŞARTI 5’TİR


1- Namaz kılmak.
2- Oruç tutmak.
3- Zekat vermek.
4- Hacca gitmek.
5- Kelime-i şahadet getirmek (Eşhedü en-lâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abduhû ve rasûlüh.)


GUSLÜN FARZI 3’TÜR


1- Ağzına dolu dolu su alarak çalkalayıp yıkamak.
2- Burnuna dolu dolu su alarak yıkamak.
3- Bütün vücudunu hiç kuru yer kalmadan yıkamak.


TEYEMMÜMÜN FARZI 2’DİR


Teyemmüm, suyun bulunamadığı yerde, temiz toprakla alınan abdesttir.
1-Teyemmüme niyet etmek.
2- Ellerini temiz toprağa vurmak, önce yüzün tamamını, sonra da yine elleri temiz toprağa vurup önce sağ sonra sol kolu dirseklerle birlikte meshetmektir.


ABDESTİN FARZI 4’TÜR


1- Yüzünü yıkamak.
2- El ve kollarını dirsekleriyle beraber yıkamak.
3- Başın dörtte birini meshetmek.

4- Ayaklarını topuk dahil bileğe kadar yıkamak.

Yazı kategorisi: Kategorilenmemiş | Tagged: , , , , , , , , , , | Yorum Yok »

Moral yardımı yapın

Yazan: beysehirliyiz Ocak 29, 2008

Moral yardımı yapın

Ramuzü’l Ehadis’ten:“Allah indinde, Müslüman kardeşinin gönlüne, sevinç ve inşirah sokmandan daha sevimli bir şey yoktur.”

İnsanların gönlüne ferahlık ve şevk vermek, sevinç ve ümit sokmak, kalbindeki gam ve kasaveti, sıkıntıyı gidermek; hayırlı bir hizmet, sevabı çok bir faaliyettir. Dolayısıyla, insanlara yardımı, sadece maddî bir olay olarak düşünmemek gerekir. Onlara ümit ve teselli vermek yüreğini ferahlatmak gibi manevî bir yardım ve moral destek, bazen maddî yardım ve destekten çok daha fazla makbule geçer, faydalı olur.

itimat

Yazı kategorisi: Kategorilenmemiş | Tagged: , , , , , , , | Yorum Yok »

Modern Aşklar ve Sevgi İsrafı

Yazan: beysehirliyiz Ocak 29, 2008

Modern Aşklar ve Sevgi İsrafı

Arkadaşlık vazgeçilmezi olmuş günümüz gençlerinin. Adeta olmazsa olmaz(!)…Karşı cinsle arkadaşlık ciddi bir eksiklik olarak telakkî edilirken, asıl eksikliklerin tespiti arka sıralara sarkmış.

Evlilik öncesi kız ve erkeğin Park ve Bahçeler Müdürlüğü’nün sunduğu imkânlardan ortaklaşa faydalanarak, beraberce deniz kenarında dolaştıkları, erkeğin denizde taş sektirirken kızında ona bakarak “Hayatımın erkeği” hülyalarına daldığı zaman içerisindeki süreç ve bu süreçte irtikâb ettikleri çeşitli haram fillerin bütünü olarak adlandırdığımız bu flörte; genç beyinler iyiden iyiye âşina olmuş ve flörtsüz evliliğin hüsran şubelerinden birinin adresi olduğu gibi bir düşüncenin etrafında pervane…

Evliliğin ancak “flört” temeline dayanarak kuvvet kazanabileceği tezinde ve tesellisinde…

Sorsanız sizinle bu konuda sabaha kadar tartışabilecek gözü karalığa sahip. “Efendim tanımak şart, tanımadan olmaz…”

“Tanımak” derken bile bu üstü kapalı kara kutunun muhteviyatına, kıstas ve kriterlerine hâiz olmaktan dahi çok uzak…

Gençlik heva-ü heveslerinin ve nefsin vermiş olduğu telkinler gayrisinde; yaşça ileri ama fikir yönünden körpecik sayılabilecek bu gencin kıstaslarının ne olmasını bekleyebilirsiniz? Her şeyi genç yaşındaki mantık tabağının ölçüsüyle değerlendiren, dünyadaki yiyecek çeşidini “soğanın cücüğünden” ibaret zanneden bu fikir manzumesinin tuğlalarıyla sağlam bir “tanıma”yı nasıl beklersiniz? Ama onlara göre öyle değildir, onlar tanımışlardır(!)…

***

Radyo programında telefonun ucundaki kız, dostu olarak tanıdığı erkeğin kız arkadaşına tecavüz etmesinden dolayı içinde bulunduğu acınası halini anlatmaya çalışıyor. “Flört” vasıtasıyla çok tanıdığını zannettiği şahıs ve içinde bulunduğu durumun vehâmeti…

Program yapımcısı psikologun “Çok şaşırdınız mı?” şeklinde, acı durumun tuzu biberi mesabesindeki sorusuna, içinde bulunduğu şoku ifade edemeyişinin acziyetini bildirmekle yetiniyor.

Bu durumumda akıllara gelen ve sorulması gereken soru: “Siz ‘tecavüzkar mütecaviz’ olarak nitelendirebileceğimiz o şahsın değer yargılarını biliyor muydunuz?”

Evet, değer yargılarını bilemeden tanımak fiilini icrâ ettiğini zanneden sayın kardeşim, nereye gittiğini bilmediği karanlık ve sisli yola körü körüne dalan üniversiteli arkadaşım, sen nesin? Amacın-inancın ne? Ve kıymet verdiğin değerler karşındaki için ne ifade ediyor?

Türlü türlü saçma-sapan olaylar halkasında, belki de gerçek muhtevasından bihaber olarak ve zerrece nasibi olmadan, ismi “aşk” olarak koyulan; şehvet ve kör olası nefsi tatminden öte geçmeyen bu basit olaylar hengâmesinin hayatınızda açacağı ve muhtemelen de telafisi mümkün olmayan zararları üzerinde düşündünüz mü? Bu tehlikenin ayak seslerine kulak tıkamak vicdanınızı şimdilik rahatlatıyordur eminim.

***

Gençlerin fıtratında ziyadesiyle olan-olması gereken bu aşkı; Eğitimci-Yazar Sait Çamlıca’nın deyimiyle “öldürmek” değil “eğitmek” amaç olmalıdır. Aşksız genç, pozitif enerjilerini yitirmiş beyin gibidir. Ne var ki bu aşkın sık sık ve zamansız olarak karşı cins birine isabet etmesi bir talihsizliktir.

Yapılan araştırmalar 17 yaşına kadar aynı cinsle olan dostlukların bu süreçten sonra karşı cinse yöneldiğini söylüyor. Ziyadesiyle bu yaştan sonra başlayan flört mefhumu, gizli buluşmalar vs. şeylerle sürüyor. Bu buluşmalarda ve buluşmalardan sonra “sinirsel tansiyon” artar. Ruhi bir huzursuzluk ve cinsel öfke… Flört yapan kızlardan ve erkeklerden bazıları bu “sinirsel tansiyon”a dayanamaz ve içgüdüsel (nefsî) arzularına uymak suretiyle ahlak kurallarını unuturlar ve iş işten geçtikten sonra hayatları boyunca etkisinden kurtulamayacakları pişmanlık duygusunun pençesinde kıvranırlar. İşte bu durum Hadis-i Kutsî’de “Şeytanın zehirli oklarından bir oktur…” buyurulan okun, zehirlerinin bir neticesidir. İçtiği zehirden adeta şifâ umarcasına kâseyi tepesine dikerek, tekrar tekrar buluşan kız ve erkek; bu ölçü doğrultusunda ilişkilerini kuvvetlendirip rahata kavuşabileceklerini sanırlar. Tek kelimeyle aldanırlar! İrtikâb ettikleri bu gayr-i meşru fiilin sonunu getiremez ve batmaya yüz tutmuş olan evlilik bağından yoksun bu gemi, ara ara patlak vermek suretiyle mahkum olduğu nihayete doğru yol alır.

Yahya Kemâl’in tabiriyle Artık demir alma vakti gelmiştir bu limandan ama bir farkla… Şiirde meçhûle giden geminin gittiği doğrultu artık “meçhullükten” kurtulmuştur.

Çok geçmez aşka susamış (!) beyinler yeni bir arayışın içinde bulur kendini. Sonra bir diğeri, bir diğeri vs…

Peki tüm bunlar olurken, konuda da esas vurgulamak istediğimiz nokta olan ve acımasızca heder edip kullandığımız “sevgi” kavramının sisteminde bir işleyiş bozukluğu yapabileceğini hiç düşündünüz mü? Kendimizce “aşk” olarak nitelendirdiğimiz ama esas olarak gereken kişiye karşı olan aşkın kuvvetini emip sömüren tüm bunların bir “sevgi israfı” niteliğinde olabileceğini aklınıza getirdiniz mi?

“Sevginin de israfı mı olur?” demeyin! Akıp giden sudan fazlaca kullanılan suyu “israf”huzursuzluk cereyanı” olarak gören kutsal dinin bu ince düşüncesi; böyle düşünmeye sevk etti beni. Bu tür olaylar silsilesinden geçmiş evliliklerdeki, sevgi ve güven potansiyelinin az olmasının neticelerinden olan “nın sebeplerinden birini buna bağlıyorum.

Selam ve sevgiler…

Adem YAKUT

Yazı kategorisi: Kategorilenmemiş | Tagged: , , , , , , | Yorum Yok »

Bu maca kalpmi dayanir !

Yazan: beysehirliyiz Ocak 28, 2008

Bu maca kalpmi dayanir ! TIKLAYIN iZLEYiN

Dayi Trabzonsporlu, Fortis Turkiye kupasi Trabzon - Adanademirspor maci ve Dayinin takimi Trabzon yeniliyor, izleyin.

NOT : [uzgunum, Video yayindan kaldirilmis.]

Yazı kategorisi: Kategorilenmemiş | Tagged: , , , | Yorum Yok »

Zeki öğrenci

Yazan: beysehirliyiz Ocak 28, 2008

 

Zeki öğrenci

Üniversite yemekhanesine giren bir öğrenci tüm yerler dolu olduğundan gidip

üniversite profesörünün oturduğu masaya oturmuş.

Profesör kaşlarını çatarak: ” Okuzler ve kuslar ayni masada oturamaz!”

Ogrenci: “O zaman ben ucuyorum…”

Profesor cevaba cok sinirlenmis, sinavda ogrenciye takmis ve sinavini basarisiz

gecmesi icin elinden geleni yapmis. Yanliz sinavda ogrenci tum sorulari mukemmel bir sekilde cevaplamis.

Profesor ogrenciye: Sana son bir soru soracagim  demis.

Yolda yururken iki torba buldugunu hayal et, birinde akil var, digerinde ise para var. Hangi cuvali alirsin?

Ogrenci: “Para olan cuvali secerdim…”

Profesor: “Ben akil olan cuvali secerdim…”

Ogrenci:“Normal! Kimde ne eksikse onu secer”…

Profesor cok sinirlenmis, ogrencinin not defterini alip icine “öküz” yazmis.

Ogrenci nota bakmadan odadan cikmis.

Bir dakika sonra ogrenci kapiyi aralamis : “Sayin profesor,

imzanizi atmissiniz, fakat notumu yazmayi unutmussunuz.”- demis .

 Degerli Profesørlerimiz uzerlerine alinmasinlar, bu bir mizah`tir.

Yazı kategorisi: Kategorilenmemiş | Tagged: , , , , , , , , | Yorum Yok »

Hızır olduğunu söylerim!

Yazan: beysehirliyiz Ocak 28, 2008

 

Hızır olduğunu söylerim!

Ramazan. Cuma günü. Cuma vakti. Cami. Cemaat tek tük camiye girmekte. İmam kürsüde. Girenlerin arasında biri. O… Hızır…

Hızır (as) da genç ihtiyar arasında onlardan biri gibi gidiyor bir köşeye oturuyor. Kürsüde imam sohbete başlıyor. Hızır’ın (as) yanına kırklı yaşlarında bir adam gelip oturuyor. Cami yavaş yavaş dolmakta… Adam, bir müddet sonra uyuklar bir vaziyette sallanıyor, ha uyudu ha uyuyacak. Hızır (as) adamı dürtükleyerek ‘Uyuyacaksın.’ der. Adam:
- Uyumam, beni rahat bırak. Hızır (as) ses etmez, ancak ezan okundu okunacak, adam ha uyudu ha uyuyacak, bir daha dürtükleyerek; ‘Uyuyacaksın dedim.’ der.
Adam:
- Ben de sana uyumam, beni rahat bırak dedim. Hızır olduğunu söylerim, buradan çıkamazsın. Bu kalabalık sakalında bir tel bırakmaz. Hızır (as) susar ve gözlerini kapar, boynunu büker Allah’a yönelerek:
- Ya Rabbim! Bu nasıl iştir. Bu kulun benim kim olduğumu bildi. Bu nasıl iştir ki bendeki listede bunun ismi yok.
Cevap gelir: - Sana verilen listede beni sevenlerin isimleri var. O ise benim sevdiklerimden…

Yazı kategorisi: Kategorilenmemiş | Tagged: , , , , , , , , | Yorum Yok »

NASUH TEVBESi

Yazan: beysehirliyiz Ocak 28, 2008

NASUH TEVBESi

Fazilet Takvimi

Yazı kategorisi: Kategorilenmemiş | Tagged: , , , , , , , , | Yorum Yok »

Hangi Mevlâna?

Yazan: beysehirliyiz Ocak 27, 2008

 

Hangi Mevlâna? 

Mevlana’nın Hakk’a yürüyüşünün 734. yılı dolayısıyla Aralık ayı sonunda Şeb-i Arus törenlerinde devlet büyükleri, siyasiler, sanatçılar, çeşitli sivil toplum kuruluşu temsilcileri ve birçok seçkin davetli bir araya geldi. Törende konuşmalar yapıldı, şarkılar söylendi, şiirler okundu, Mevlana’nın fikir ve görüşlerinden örnekler verildi; slâyt gösterileri oldu, salonun ışıkları yandı söndü. Alkışlar, alkışlar…

Peki, Mevlana Şeb-i Arus törenlerinde hakkıyla anlaşılabiliyor mu? Farklı yerlerde farklı zamanlarda yapılan konuşmalarda Mevlana’nın sözleri yerli yerinde kullanılıyor mu? Mevlana’nın sözleri, fikirleri her düşüncenin, davranışın referans kaynağı olabilir mi? Sorular çok, sorular uzun… Cevap ise kısa ve net: Hayır!

Mevlana 1207 yılında Özbek Türkçesinin konuşulduğu Belh şehrinde dünyaya geldi. Babası dönemin tanınmış âlimlerinde Bahaddin Veled’dir. Mevlana’nın çocukluğu yüzyıllar boyu çeşitli istilalara uğramış, Mecusilik, putperestlik, Hristiyanlık, Budizm, Şamanizm gibi inanışların görüldüğü nihayetinde İslamla hayat bulmuş Belh şehrinde geçmiştir. Onun tasavvufi fikir ve görüşleri de burada filizlenmiş kaderin bir cilvesiyle Konya’da kök salmıştır.

Mevlana ruhundan çok uzak insanların konuşmalarında Mevlana’dan yaptıkları alıntılar ve özellikle yazımızın merkezini oluşturan Gel ne olursan ol gel, yine gel. Putperest Mecusi, kâfirsen de gel. Bizim dergâhımız ümitsizlik dergâhı değildir. Tövbeni yüz defa bozmuş olsan da yine gel…beyti bu kimselerin vitrin cümlelerinden ibaret kalmıştır. Mevlana ruhundan çok uzak insanlar Mevlana ile kendi bencillikleri ve samimiyetsizlikleri arasında ortak yaşam alanı oluşturmaya çalışmışlardır. . Ömer İkinci’nin de belirttiği gibi oysa yukarıdaki rubai bir turnusol kağıdı gibi lafa böyle başlayanları hemen ele verecek hikmetli bir formüldür adeta. Nasıl 700 yıllık Türk- İslam Yunus Emre bu ham ervahın elinde hümanist olup çıktıysa, Mevlana Celaleddin de kırk gün kaynatsanız derileri bile ısınamayacak bu insanların gözünde ateizme izin veren bir icazetçi olup çıkmıştır.

Mevlana Celaleddin’i de Yunus Emre’yi de anlamak, bilmek ve sevmek öyle kolay değildir. Batılı bu idrake şevke daha da yabancıdır; hele hele bizdeki hümanist geçinenler bu şereften külliyen mahrumdurlar. Bu uluları anlamak için Müslüman olmak, onların yetiştiği, ruhlaştığı yerlerin kokusu, insanları ve ağaç kökleriyle büyümek ve İslam’ı yaşamak lazımdır. Hem kiliseye haraç ver hem Müslümanları ve İslam’ı küçümse, hor gör; sonra da Yunus Emre’nin Mevlananın kapısında boyun kır; onlara söylemediklerini söylet, benimsemedikleri ideali benimsetmeye kalk. Bu düpedüz istismarcılık ve riyakârlıktır. İşine geldiğinde Anadolu edebiyatı yapan ama her daim Anadolu kültürünü ve insanını aşağılamış birisinin Mevlana’dan, insan sevgisinden bahsetmesi ne kadar inandırıcı olabilir ki? Mevlana’nın sözlerini yeri geldiğinde takılan yeri geldiğinde çıkarılan bir maske gibi kullanmak hangi vicdana sığar? Bu ikircikli tutuma olmakve görünmek arasındaki uçurum mu diyelim yoksa bu durumu postmodern çağın kendi içindeki bir çelişkisi bir paradoksu deyip geçiştirelim mi?

Mevlana gel, gelderken insanlığı bir arayışa bir çıkış noktasına davet etmiştir. O, asla Müslüman mahallesinde salyangoz satmayı tasvip etmemiştir. Mevlana, bir ateist olarak bir münafık ateist olarak bir dinden uzak kimse olarak gel ve geldiğin gibi orada kalalabilirsin dememiştir. Gel, gel ey vehim ve korkuyla cismi kirlenmiş olan insan, havuzun dışı insanı temizler mi?diye sormuş havuzun dışındaki insanı tövbe havuzundatemizlenmeye davet etmiştir. OAradığın seninledir; şaşkın şaşkın ne diye her yana koşup yatarsındiye insanlığa tek bir istikamet göstermiştir. O istikamet ruhi olguluğa erişip “ya olduğun gibi görün ya göründüğün gibi ol” mertebesinde bir hayat sürmektir.

2007 yılının UNESCO tarafından Mevlana yılı olarak ilan edilmesi beni heyecanlandırmıştı. Ama bu heyecan yerini hayal kırıklığına bıraktı. Yıl içinde Mevlanayı anlama ve anlatma çabasına yönelik yapılan etkinlikler, Mevlana’yı anlama ve anlatmaktan o kadar uzaktı ki keşke bu yıl Mevlana yılı ilan edilmeseydi dedirtti insana. Her şeyi sömürmeye her şeyi tüketmeye ve mahvetmeye odaklanmış bir zihniyetten elbette yerli yerinde bir Mevlana algısı bekleyemezdik; ama bu kadarı da olmamalıydı. Mevlana’nın ve Mevlana deyince ilk akla gelen sema ayinlerinin bazen bir güzellik yarışmasında bazen bir market açılışında bir pırlanta reklâmında bir figür bir dekor olarak kullanıldığına, çarpıtıldığına tanık olduk. Gerçekte kemale doğru gidiş gelişi temsil eden sema ayini bir gösteri, tanıtımların bir parçası olarak sunulduğu müddetçe değil Mevlana’yı anlatmak onun siluetini bile yansıt(a)mayacaktır.

Ali ÖZDOĞAN

Yazı kategorisi: Kategorilenmemiş | Tagged: , , , , , , , , , , | Yorum Yok »

Efendim Ya Rasulallah

Yazan: beysehirliyiz Ocak 27, 2008

Efendim Ya Rasulallah

ibret alinacak bir yazi , Bizler hic ac kalabiliyormuyuz acaba ! Hic ac kaldikmi ? Nasil bir duygu oldugunu biliyormuyuz ? ” Haram helal ver Allahim , Garip Kulun yer Allahim” mi diyoruz. Bir yitik buldugumuz zaman sahibini arayip buluyormuyuz ? yoksa yoksaaa…….. !

Yazı kategorisi: Kategorilenmemiş | Tagged: , , , , , , , , , , , , | Yorum Yok »