BEYŞEHİR VE ÇEVRESİ

BEYŞEHİR VE ÇEVRESİ

Beyşehir – Belgesel – Keşif Tutkusu – TRT

Yazan: beysehirliyiz Ocak 24, 2010

Beyşehir – Belgesel – Keşif  Tutkusu – TRT

Bölüm – 1

Bölüm – 2

Bölüm – 3

Bölüm – 4

Yazı kategorisi: BELGESEL, DiGER KONULAR, GENEL, GÜNCEL, GÜNDEM, TÜRKİYE, YORUMLAR, YORUMSUZ | » yorum bırak;

6. BEYŞEHİR GÖL FESTİVALİ – VİDEO – 1. Bölüm

Yazan: beysehirliyiz Eylül 8, 2009

6. BEYŞEHİR GÖL FESTİVALİ – VİDEO – 1. Bölüm

Bu yıl 6. Düzenlenen geleneksel Beyşehir göl festivaline olaganüstü bir ilgi vardı, Festivale AKP Konya millet vekili sayın Hasan Angı,MHP Konya mılletvekili sayın Mustafa Kalaycı, Konya valisi,Beyşehir kaymakamı,Beyşehir belediye başkanı sayın İzzet Taşçı ve birçok resmi erkan festivale teşrif ettiler.

Ayrıca : Beyşehir belediyesi  personel müdürü  sayın Nail Özkan Beyefendiye, BGRT Televizyonu’na,Mavi Digital’a ve emegi geçen herkese teşekkür ederiz.

Yazı kategorisi: BEYŞEHİR GÖL FESTİVALİNDEN RESİMLER ve VİDEOLAR, DiGER KONULAR, GENEL, GÜNCEL, GÜNDEM, TÜRKİYE, YORUMLAR, YORUMSUZ | » yorum bırak;

Cimrileri Cömertliğe Alıştırmak

Yazan: beysehirliyiz Haziran 3, 2009

 

Cimrileri Cömertliğe Alıştırmak 

“İnsanın sahâvet (cömertlik) damarlarında tutukluk vardır. Onun açılması için; vereceğimiz zekât, fitre ve benzeri hayırları bahîl (cimri) olan kimselere teslim ederek;

• “Şunu filan müesseseye yahut filan kimseye veriver” derseniz, o da vermeye alışır.

Bu suretle hem sizin verdiğiniz makbul olur, hem de vermeye teşvik ettiğiniz için ecir alırsınız.

Bir adam, kendi cimri olduğu halde, hem teşvik istemez, hem de gayrın ihsânına tahammül edemezse, o zaman doğrudan cennete giremez.

Kendi yapmıyor, lâkin teşvik ediyorsa, o kimse müstesnâdır.”

S.Hilmi Tunahan (K.S.A) 

Yazı kategorisi: DiGER KONULAR, DiNi KONULAR, GENEL, GÜNCEL, GÜNDEM, SULEYMAN HiLMi TUNAHAN, YORUMLAR, YORUMSUZ | Etiketler: , , , , , , , , , , | » yorum bırak;

Din İlminde İhmal – Din ve Dünya Menfeati

Yazan: beysehirliyiz Nisan 20, 2009

 

1

1

Din İlminde İhmal

“Hiçbir zaman, his ve tecrübeden ibaret olan ulûm-i müsbeteyi, ulûm-i ilâhî üzerine tercih etmeyin. Sizler, Allah’ın memuru, peygamberin memuru, din-i mübinin memuru, kitabullahın memuru, füyüzât-ı ilâhîyi tevzi memurlarısınız.

Allah’ın zâtını, sıfâtını, peygamberin sünnetlerini, dînin, şer’i şerifin hükümlerini, Allah’ın kitabını bilmeyenlere kitabullahı öğretip, kalblerine feyz-i ilâhî aşılamakla memursunuz. Vazifeniz, batağa düşmüş olan ümmeti bataktan kurtarmak. Gâye rızâ-i ilâhîdir. Buraya kadar getirdiğimiz emaneti ve kıyamete kadar devam edecek olan ulûm-i ilâhînin devamı, sizlerin uhdesindedir. Bu işi ihmal edip vazife yapmayanların, kıyamet günü on parmağım yakasında olacak.
Rütbesi yüce olan bu işin, mes’uliyeti de büyüktür.

Şimdi üç kişi olduğuna bakmayın; yarın 30, daha sonra yüzbinler olacak. Bu asırda ilim bizim elimizden intişar edecek. Bu, Cenâb-ı Hakk’ın takdiri, peygamberân-ı izâm ve evliyâ-i kirâmın kararlarıdır.”

Din ve Dünya Menfeati

“Dîni dünyaya âlet eden hocalar, halkı kendilerinden soğuttu. Bir şey alır da para vermez diye, esnaf bunlara yüz vermez ve kaçar hâle geldi. Siz öyle olmayın. Maddeyi mâneviyata karıştırmayın. Din hizmetleri sadece Allah rızası için yapılır.” 
S.Hilmi Tunahan (K.S.A) 

Yazı kategorisi: DiGER KONULAR, DiNi KONULAR, GENEL, GÜNCEL, GÜNDEM, SULEYMAN HiLMi TUNAHAN, TAVSİYELER, TÜRKİYE, YORUMLAR, YORUMSUZ | Etiketler: , | » yorum bırak;

Yarım kilo bal için 17 bin arı 10 milyon çiçek

Yazan: beysehirliyiz Nisan 14, 2009

 

Yarım kilo bal için 17 bin arı 10 milyon çiçek

Bal kimi zaman güzellik iksiri olmuş kimi zaman dertlere derman… Bu besin öyle değerliymiş ki Eski Mısır’da, devlet yönetimindeki kişilere maaşlarının bir bölümü ‘bal’ ile ödenirmiş. Tarih boyunca itibar gören bal bugün yok olma tehdidiyle karşı karşıya

 

10 MİLYON ÇİÇEK DOLAŞIYOR 

Sanılanın aksine bal, çiçek polenlerinden elde edilmiyor. Ana malzemesi, arıların çiçek ve meyve tomurcuklarından topladıkları nektarlar. Arı bu nektarları, bal midesi denilen organında kimyasal değişime uğrayarak vitamin ve minerallerden oluşan bir sos haline getiriyor. Vücutlarında oluşan balı kovandaki hücrelere yerleştirip üzeri mumla kapatılıyor. Koloninin petekleri hazırlarken oluşturduğu havalandırma sistemi, balın petekte kıvam ve lezzeti artana kadar dinlenirken korunmasını sağlıyor. Balı üç gruba ayırabiliriz: Çiçeklerden toplanılan nektarinden oluşan çiçek balı, ıhlamur, meşe ve çam gibi ağaçlardan sızan şekerli sıvıları toplayarak yaptıkları salgı balı ve çiçeklerin yetersiz olduğu bölgelerde yerlerde besicilerin kovanların önüne yerleştirdikleri tatlı çözeltileri toplayarak yaptıkları besleme bal.

Balın lezzeti tamamen toplanan nektarinlerin türüyle ilgili. Kabaca bir hesapla yarım kiloluk bir çiçek balı için 17 bin bal arısının 10 milyon çiçeği ziyaret etmesi gerekiyor. Bu şekilde rakamlara döküldüğünde meselenin ne kadar zahmetli olduğunu fark edebilirsiniz. Ama bal arıları o kadar çalışkan ki ihtiyaç duydukları balın çok fazlasını üretebiliyor.

Alıntı
Sanılanın aksine bal, çiçek polenlerinden elde edilmiyor. Ana malzemesi, arıların çiçek ve meyve tomurcuklarından topladıkları nektarlar. Arı bu nektarları, bal midesi denilen organında kimyasal değişime uğrayarak vitamin ve minerallerden oluşan bir sos haline getiriyor. Vücutlarında oluşan balı kovandaki hücrelere yerleştirip üzeri mumla kapatılıyor. Koloninin petekleri hazırlarken oluşturduğu havalandırma sistemi, balın petekte kıvam ve lezzeti artana kadar dinlenirken korunmasını sağlıyor. Balı üç gruba ayırabiliriz: Çiçeklerden toplanılan nektarinden oluşan çiçek balı, ıhlamur, meşe ve çam gibi ağaçlardan sızan şekerli sıvıları toplayarak yaptıkları salgı balı ve çiçeklerin yetersiz olduğu bölgelerde yerlerde besicilerin kovanların önüne yerleştirdikleri tatlı çözeltileri toplayarak yaptıkları besleme bal.

Balın lezzeti tamamen toplanan nektarinlerin türüyle ilgili. Kabaca bir hesapla yarım kiloluk bir çiçek balı için 17 bin bal arısının 10 milyon çiçeği ziyaret etmesi gerekiyor. Bu şekilde rakamlara döküldüğünde meselenin ne kadar zahmetli olduğunu fark edebilirsiniz. Ama bal arıları o kadar çalışkan ki ihtiyaç duydukları balın çok fazlasını üretebiliyor.


Alıntı 

Yazı kategorisi: DiGER KONULAR, GENEL, GÜNDEM, YORUMLAR, YORUMSUZ | Etiketler: , , , , , , , , , | » yorum bırak;

Göynem karakucak güreşleri 1993

Yazan: beysehirliyiz Mart 24, 2009

Göynem’de bir gelenek haline gelen ve her dügün ve sünnet merasımlerinde vazgeçilmez ve yapılmasa büyük bir eksiklik olarak algılanan karakucak güreş müsabakalarının sonuncusu.Çünkü bu müsabakadan sonra Göynem ve çevresinde karakucak güreşleri yapılmadı. Göynem’in yaylalarına cıkan Antalyalı yörükler çok özel ilgi gösterirler ve kıran kırana güreşler olur sonuçta yine dost olarak ayrılırlardı. Bir zamanlar Samsundan,Konyadan,Antalyadan kulub güreşçilerinin bile vazgeçilmez bir er meydanıydı,ama nedendir bilinmez bu Göynemde son güreş müsabakası oldu.

Çevre kasaba ve köylerden çok katılım olurdu. Ata sporu güreşe gönül veren çok maharetli pehlivanlar hünerlerini gösterir ve kasaba ve köylerden gelen seyircilerde doyasıya güzel güreşler seyrederdi.

Bu güreşte baş pehlivanlıgı Mevlüt Bircan aldı.

 

Göynem karakucak güreşleri  1993  ( 1. Bölüm )

Göynem karakucak güreşleri  1993  ( 2. Bölüm )

Yazı kategorisi: DiGER KONULAR, FOTOGRAFLAR iLE Y-KAYALAR KASABASI _ ViDEO, GENEL, GÖYNEM - VİDEOLARI, GÖYNEM`DEN RESİMLER, GÜNCEL, GÜNDEM, SPOR, TÜRKİYE, ViDEO, YORUMLAR, YORUMSUZ, YUKARI KAYALAR KASABASINDAN RESiMLER | » yorum bırak;

Seyfettin Alkan – Veladet-i Muhammed – Peygamberimizin Dogumu

Yazan: beysehirliyiz Mart 22, 2009

Seyfettin Alkan – Veladet-i Muhammed – Peygamberimizin Dogumu

 

Bu vaaz’ı Mersınden bıze gönderen Süleyman kardeşimize ve emegi geçen ben fakire bir dua edin LÜTFEN.

Bu vaaz’ı dinlemenizi kesinlikle tavsiye ederim.Selam ve dua ile.

Yazı kategorisi: DiGER KONULAR, DiNi KONULAR, GENEL, GÜNCEL, GÜNDEM, H.z MUHAMMED ( S.A.V ), NASİHAT, PEYGAMBERLER, SEYFETTİN ALKAN - VAAZ, TAVSİYELER, TÜRKİYE, ViDEO, YORUMLAR, YORUMSUZ | » yorum bırak;

Dünya Malı – Duâda Dikkat Edilmesi Gereken Bir Husus

Yazan: beysehirliyiz Mart 20, 2009

 

 

Dünya Malı

“İnsan gölge peşinde koşmaz. Dünya gölge gibidir. Nasıl güneşe karşı gidilse, gölge seni takip eder, peşini bırakmazsa; güneşe arka çevirirsen, gölge öne düşer, ne kadar koşsanyetişip yakalamak kaabil olmaz. Hakka dönüp (gölge misâli dünyayı) kendine tâbi kılmalı..”

Duâda Dikkat Edilmesi Gereken Bir Husus

“Büyükler, “Yâ Rabbî, bizi tahammül edemeyeceğimiz imtihana tâbi tutma” diye duâ ederler de, “Bizi imtihana sokma” demezler.

Zira imtihanda terfî-i derece var. Siz, “Yâ Rabbî, ben imtihan ehli değilim, beni imtihan etme, Habîbin iltimâsı ile, bizi bu âlemden imtihansız olarak göçür” diye dua edersiniz. “Allah imtihan ediyor” gibi sözleri aslâ konuşmamalı. Zira kim imtihan verebilir?”

 S.Hilmi Tunahan (K.S.A)

Yazı kategorisi: DiGER KONULAR, DiNi KONULAR, GENEL, GÜNCEL, GÜNDEM, SULEYMAN HiLMi TUNAHAN, TAVSİYELER, TÜRKİYE, YORUMLAR, YORUMSUZ | Etiketler: , , , , , , | » yorum bırak;

Kur’ân-ı kerîm okuma sevâbı

Yazan: beysehirliyiz Kasım 7, 2008

Kur`ani kerim okuma sevabi

Kur`ani kerim okuma sevabi

Kur’ân-ı kerîm okuma sevâbı

 

Kur’ân-ı kerîm okumak ve okutmak çok sevâbdır. Hattâ bunun sevâbı dedelerine, çocuklarına ve torunlarına te’sîr eder. İ’tikâdı düzgün bir kimse, Kur’ân-ı kerîmi okuyup, sâlih Müslümanların yazdığı ilmihâl kitaplarında bildirildiği gibi amel ettiği, ibâdet yaptığı takdirde büyük sevâblara kavuşur.

 

En hayırlı kimse

Kur’ân-ı kerîm okumakla alâkalı olarak sevgili Peygamberimiz buyurdu ki: “Ümmetimin en hayırlısı, Kur’ân-ı kerîmi öğrenen ve öğretendir.”

Hoca çocuğa Besmele okur, çocuk da söyleyince, Allahü teâlâ çocuğun anasının, babasının ve hocasının Cehenneme girmemesi için senet yazdırır.”

“Ümmetimin yaptığı ibâdetlerin en kıymetlisi, Kur’ân-ı kerîmi, Mushafa bakarak okumaktır.”

“Kur’ân-ı kerîm okunan evden arşa kadar nûr yükselir.”

“Kur’ân-ı kerîm okunan evin hayrı artar, sâkinlerini sıkmaz, melekler oraya toplanır, şeytanlar oradan uzaklaşır. Kur’ân-ı kerîm okunmıyan ev, içindekilere dar gelir, sıkıntı verir, bereketsiz olur. Bu evden melekler uzaklaşır, şeytanlar oraya dolar.”

“Her gece on âyet okuyan, gâfillerden sayılmaz.”

“Kur’ân okuyun! Kıyâmette şefâ’at eder.”

İmâm-ı Ahmed bin Hanbel hazretleri buyuruyor ki:

“Ma’nâsını anlayarak da, anlamayarak da Kur’ân-ı kerîm okuyan cenâb-ı Hakkın rızâsına kavuşur.”

Kur’ân-ı kerîm okurken, bunun Allahü teâlânın kelâmı olduğunu düşünmelidir. Kur’ân-ı kerîme dokunmak için, abdestli olmak lâzım olduğu gibi, onu okumak için de, temiz kalb lâzımdır. Allahü teâlânın büyüklüğünü bilmeyen, Kur’ân-ı kerîmin büyüklüğünü anlayamaz. Allahü teâlânın büyüklüğünü anlamak için de, O’nun sıfatlarını ve yarattıklarını düşünmek lâzımdır. Bütün mahlûkâtın sâhibi, hâkimi olan Allahü teâlânın kelâmı olduğunu düşünerek okumalıdır.

Kur’ân-ı kerîmi okumak, mühim sünnettir. Tecvîd ilmine uygun olarak ve hürmet ile okunan Kur’ân-ı kerîmi dinlemek farz-ı kifâyedir. Okuyanlara verilen sevâbların aynısı, dinleyenlere de verilir.

 

Mehmet Oruc

Yazı kategorisi: BUNLARI BiLiYORMUYDUNUZ, DiGER KONULAR, DiNi KONULAR, GENEL, GÜNCEL, GÜNDEM, KUR`AN, TAVSİYELER, TÜRKİYE, YORUMLAR, YORUMSUZ | » yorum bırak;

Sinsi Kur’ân-ı kerim düşmanlığı

Yazan: beysehirliyiz Kasım 6, 2008

Kuran

Kuran

Sinsi Kur’ân-ı kerim düşmanlığı

 

Dinde reform yapmak, dîni bozmak isteyenler, “Kur’ân-ı kerîmin ma’nâsını bilmeden okumanın faydası olmaz, ma’nâsını bilmeyen meâl okumalı” diyorlar. Ayrıca Kur’ân-ı kerîm okumak için bir şartın olmadığını, abdestli abdestsiz, hattâ cünüp iken bile okunabileceğini söylüyorlar.

 

 

Böyle söyleyen kimselerin, ünvânı ne olursa olsun, ister profesör, ister dekan, isterse rektör olsun, bunların art niyetli oldukları açıktır. Kur’ân-ı kerîmi sıradan bir kitap hâline getirmek istiyorlar. Bu sinsi bir Kur’ân-ı kerim düşmanlığıdır. Kur’ân-ı

kerîm orijinal hâli ile Kur’ân-ı kerîmdir. Meâline, Kur’ân-ı kerîm denilemez. Buna Allah kelâmı denilemez.

Meâl yazılmasının 70-80 yıllık bir geçmişi vardır. Eğer meâl okumak önemli olsaydı, İslâm âlimleri asırlar öncesinden bunu yazarlardı. İslâm âlimleri, meâl okumanın zararlarını bildikleri için, Kur’ân-ı kerîmin ma’nâsını, ya’nî hükümlerini, emirlerini, yasaklarını fıkıh kitaplarında herkesin anlayabileceği şekilde yazmışlar; bereketlenmek, sevâb kazanmak için de Kur’ân-ı kerîmi aslından okumayı tavsiye etmişlerdir. Müslümanlar, dinlerini bu kitaplardan öğrenmişlerdir.

Kur’ân-ı kerîmin nasıl okunacağını, ne maksatla okunacağını, Eshâb-ı kirâm, İslâm âlimleri, mezhep imâmlarımız asırlar önce bildirmişler ve 14 asırdır bu şekilde yapılmıştır.

Asırlardır, çeşitli dildeki, ırktaki Müslümanlar Arapça bilmedikleri, ma’nâsını anlamadıkları hâlde Kur’ân-ı kerîmi okumuşlar, hadîs-i şerîflerde bildirilen faydalara, sevâblara kavuşmuşlardır. Ma’nâsını bilmeden okunmaz diyenlerin maksadı Müslümanları, bu faydalardan, sevâblardan mahrûm bırakmaktır.

Bütün bunları bir tarafa atıp, yeni usûller, yeni hükümler çıkarmaya kalkanların kötü niyetleri ortadadır. Bunları iyi niyetli zannetmek saflık olur. Bilerek veya bilmiyerek böyle bozuk fikirlere inanmak, öncülük etmek, dînin yıkılmasına yardım etmek olur.

 Kur’ân-ı kerim ve fıkıh kitapları

 Bazıları ısrarla, “Alimleri, fıkıh kitaplarını bir tarafa bırakın, dininizi doğrudan Kur’an-ı kerimden öğrenin!” diyorlar. Esas maksatları, dinde kargaşa meydana getirmek. Dinin temeli olan fıkıh’tan uzak tutmak.

Asırlardır, dinimizin emir ve yasakları fıkıh kitaplarından, ilmihâl kitaplarından öğrenilmiştir. Bu yol sağlam yoldur. Fakat Meşrutiyetten beri, belli odaklar, Müslümanları sinsice fıkıh kitaplarından uzaklaştırıp, meallere, tefsirlere, tercümelere yönlendirme gayretine girmiş bulunmaktadır. Bu maksatla, “Dinimizi esas kaynağından öğrenin, aracıları ortadan kaldırın” gibi sloganlar ortaya attılar. İşin aslını bilmeyen çok kimse de, bu sinsice hazırlanmış tuzağa yakalandılar.

Birçok şey alıştıra alıştıra kabullendirilir. Bazı yanlış inanç, fikir, görüş, metot ve kanaatler vardır ki, insanlar onları önce iter, reddeder. Fakat devamlı propaganda, beyin yıkama ve telkin neticesinde, bu itiş ve reddetme, zamanla zayıflar ve toplumun direnişinde gevşeme başlar. Gün gelir, bakarsınız ki, o bozuk ve bâtıl fikir ve metotlar, aynı topluluk tarafından benimsenir ve kabul görür.

İşte, büyük-küçük her Müslümanın, bir adet Kur’an tercümesi edinerek, İslâmiyeti doğrudan doğruya kutsal kitabından veya kaynağından öğrenmesi fikri de böyle olmuştur. Bu, yıllardır yaptıkları beyin yıkama propagandalarının bir neticesidir. Maalesef zamanımızda Müslümanların çoğu, bu propagandanın tesiri ile, evlerinde bir meal bulundurma, dini buradan öğrenme yanlışlığına düştüler. Hâlbuki, bizim, dinin temel bilgilerini Kur’an tercümelerinden elde etmemiz, öğrenmemiz mümkün değildir.

 

İslâmiyeti içeriden yıkmak, dinimizin temellerini dinamitlemek isteyen reformcuların ve inkârcıların, yıllar boyu devam eden teraneleri şu olmuştur: “Herkes dinini doğrudan doğruya Kur’an-ı kerimden öğrensin. Bunun için de herkese bir tercüme, yahut meal veya tefsir temin edilsin. Onu okusunlar; eski kafalı hocalar, fıkıh kitapları aradan çıksınlar!..”

Nihayet onların dediği olmuş, bu sinsi oyun, yani dini bilgileri meallerden ve tercüme kaynaklardan almak fikri, doğru olarak kabul edilmiş ve tercümeler, mealler peynir ekmek gibi satılmaya başlamıştır.

Neticede ne olmuştur? İslâmî otorite ve hiyerarşi kavramları yıkılmış… Söz ayağa düşmüş… Reform hareketleri başlamış… Mezhepsizlik yayılmış… Hemen arkasından da dinsizlik yayılmaya başlamış. Bu hareketler, ne zaman ve kimler tarafından başlatılmış o da çok önemli. Bunu da, 1924 tarihli Sebilürreşad Mecmuasından öğrenelim:

“Kur’an-ı kerim’i tercüme etmek, basıp yaymak bir müddetten beri moda oldu. Ne gariptir ki, ilk defa bu işe teşebbüs eden, Zeki Megamiz isminde, Arap asıllı bir Hıristiyandır. Daha sonra Cihan Kütüphanesi sahibi Ermeni Mihran Efendi acele olarak, diğer bir tercümenin basımına başladı ve az zamanda sona erdirerek, “Türkçe Kur’an” ismiyle yayınladı.”

Asırlardır, bütün ömürlerini dini yaymakla geçiren, bu uğurda hiçbir fedakârlıktan kaçınmayan İslâm âlimlerinin, Kur’an-ı kerimin tercümesini, meallerini hazırlamayıp da, yabancıların böyle bir çalışma yapması, bizlere çok şey hatırlatmalıdır…

Netice olarak şunu söyleyebiliriz ki, tercüme ve meal, gerçekten dine faydalı olsaydı, İslâm büyükleri bu faaliyeti gayri müslimlere bırakırlar mıydı? En güzelini kendileri yapmaz mıydı?

 

 

Kur’ân-ı kerimle amel etmek mümkün mü?

 

Her devletin bir anayasası vardır. Bu anayasalar kısa ve özdür. Bu anayasaya dayalı olarak kanunlar, kanunlara dayalı olarak, tüzükler, yönetmelikler… hazırlanır. Bir kimsenin çıkıp, anayasadan başka kanun, nizam tanımam demesi ne kadar yanlış ise bir Müslümanın: “Ben fıkıh kitaplarına uymam, Kur’an’la amel ederim” demesi de o kadar yanlıştır. Nasıl ki, Anayasada bütün hükümler, bütün cezalar bildirilmeyip Anayasa, kanunlara havale edilmişse dini hükümler de böyle havale edilmiştir.

Kur’an-ı kerimi hadis-i şerifler, hadis-i şerifleri de mezheb imamları açıklamıştır. Nasıl ki, kanunlar, anayasanın gösterdiği istikamette hazırlanıyorsa, mezhepler de, fıkıh kitapları da Kur’an-ı kerimin ve hadis-i şeriflerin bildirdiği istikamette teşekkül ettirilmiştir.

Kur’an-ı kerimi herkes kolayca anlasa idi, Peygambere ihtiyaç kalmazdı. Hadis-i şerifler, Kur’an-ı kerimin açıklaması mahiyetindedir. Hakiki âlimler de, hadis-i şerifleri açıklamışlar ve fıkıh kitapları ortaya çıkmıştır.

Büyük âlim Muhammed Hadimî hazretleri bu gerçeği şöyle ifade eder:

 “Dindeki dört delil, müctehid âlimler içindir. Bizim için delil, mezhebimizin bildirdiği hükümdür. Çünkü biz, ayetten ve hadisten hüküm çıkaramayız. Bunun için, mezhebimizin bir hükmü, ayet ve hadise uymuyor gibi göründüğünde, mezhebimizin hükmüne uyulur. Başka bir ayet veya hadisle değişmiş olabilir o hüküm. Bunları da ancak müctehid âlimler anlar. Bunun için tefsir ve hadisten değil, âlimlerin kitaplarından dinimizi öğrenmemiz gerekir.”

İslâma, Kur’an’a uymak, tefsir okumakla değil, ancak fıkıh kitabına uymakla olur. Bir kimse, Kur’an-ı kerimden, tefsirden anladığına uyarsa, İslâma uymuş olmaz. Kur’an-ı kerimde her hüküm var ise de, bunları doğru olarak Resulullah efendimiz açıklamıştır. Resulullaha uymak farzdır. Kur’an-ı kerimde,

 “De ki: Eğer

Allah’ı seviyorsanız, bana tabi olun!”, “Ona tabi olun ki, doğru yolu bulasınız.” buyuruluyor.

İmam-ı Rabbanî hazretleri buyurdu ki:

“Cenab-ı Hak, Kur’an-ı kerimde, Muhammed aleyhisselama itaat etmenin, kendisine itaat etmek olduğunu bildiriyor. O hâlde, Onun Resulüne itaat edilmedikçe, O’na itaat edilmiş olmaz.”

Hadis-i şerifler olmasaydı, namazların kaç rekat olduğu ve nasıl kılınacağı, zekât hesabı, orucun, haccın farzları, hukuk bilgileri bilinemezdi. Yani hiçbir kimse, bunları Kur’an-ı kerimden çıkaramazdı. Şu hâlde Kur’an-ı kerimi anlamak için, onun açıklaması olan hadis-i şeriflere ihtiyaç vardır. Hadis-i şerifleri de anlamak için âlimlere ihtiyaç vardır. Bu bakımdan Peygamber efendimiz, İslâma, Kur’an’a tabi olmak isteyenin âlimlere tabi olmasını emrediyor. “Âlimlere tabi olun!” buyuruyor. Allahü teâlâ da, âlimlere uymayı emrediyor, Âlimlere sorun!” buyuruyor.

Şu hâlde, Kur’an’dan, hadisten ve bunların tercümelerinden din öğrenmek mümkün olmaz. Her Müslüman dinini Ehl-i sünnet âlimlerinin kitaplarından, ilmihallerden öğrenmelidir!

Eğer herkes Kur’an-ı kerimden hüküm çıkarabilseydi, hadis-i şeriflere, Eshab-ı kirama ve âlimlere ihtiyaç kalmazdı. Onun için Allahü teâlâ da, Peygamber efendimiz de âlimlere uymamızı emrediyor.

Abdülgani Nablüsi hazretleri: “Kur’an-ı kerimin manasını öğrenmek isteyen, hakiki İslam âlimlerinin kelam, fıkıh ve ahlâk kitaplarını okumalıdır!” buyuruyor.

Netice olarak; ondört asırdır İslamiyet bize bu yolla ulaşmıştır; bizden sonra da devam etmesi için bu yolu takip etmekten başka çaremiz yoktur!

 Alinti : Mehmet Oruc

Yazı kategorisi: DiGER KONULAR, DiNi KONULAR, GENEL, GÜNCEL, GÜNDEM, TÜRKİYE, YORUMLAR, YORUMSUZ | 1 Yorum »